LGS Sürecinde “Yorgunum” Demek Zayıflık Değil: Doğru Okunursa Puanı Yükselten Bir Sinyal
LGS’ye hazırlanan evlerde bugünlerde en sık duyulan cümlelerden biri şu: “Çok yorgunum.”
Ve evet… Bu cümle normal. Hatta LGS gibi uzun soluklu bir süreçte kesinlikle beklenen bir şey.
Ama asıl mesele şu: “Yorgunluk normal” deyip geçmek yetmez. Yorgunluğu, sürecin doğal parçası olarak yönetmeyi öğrenmek gerekir. Çünkü LGS sadece bir bilgi sınavı değil, aynı zamanda bir dayanıklılık sınavıdır.
Bu yazıda, yorgunluğun ne anlama geldiğini “romantikleştirmeden” ama “panikletmeden” ele alacağız: Neden yoruluyoruz? Hangi yorgunluk tehlikeli, hangisi sağlıklı? Öğrenci ve veli olarak bu süreç nasıl yönetilir?
Gelin, yorgunluk haritasını birlikte çıkaralım.
1. Önce Şu Gerçeği Netleştirelim: Bu Bir Maraton
LGS hazırlığı 100 metre koşusu değil; aylar süren bir maraton. Bir maraton koşucusu yarış boyunca hep aynı hızda gidemez. Aynı şekilde LGS süreci de düz bir çizgi gibi sürekli yükselmez: İniş olur, çıkış olur, duraklama olur ve evet, yorulma olur.
Buradaki kritik nokta şudur: Yorulmak “yanlış gidiyoruz” demek değil, “yoldayız” işaretidir.
Yani yorgunluk çoğu zaman bir başarısızlık sinyali değil; doğru okunduğunda bir strateji güncelleme çağrısıdır.
2. LGS’nin Gizli Yüzü: Eleme Sınav Günü Değil, Süreçte Başlar
LGS’yi sadece “konu bilme” sınavı sanmak, satranç tahtasını dama gibi okumaya benzer: Taşlar aynı değildir, hamleler de. Bu sınav sistemi, yalnızca akademik bilgiyi ölçmez; aynı zamanda öğrencileri süreç içinde eleyerek gelir.
“Ben artık soru çözmek istemiyorum”, “Bıktım”, “Olmuyor” diyenler… İşte sistem çoğu zaman onları Mayıs-Haziran bandında döke döke eler. Tıpkı delik bir pazar poşeti gibi: Yolda sarsıldıkça dökülürler.
Bu yüzden öğrenciye verilecek en doğru mesaj şudur:
“Evet, yorgun olman çok insani. Ama bu sınav, tam şu anda yorgunlukla baş edebilenleri seçiyor. Kazananlar hiç yorulmayanlar değil; yorulsa da devam edebilenler.”
Bu cümle, “gaz verip geçmek” değil; gerçeği netleştirip direksiyonu düzeltmek demektir.
3. “Yorgunum” Tek Bir Şey Değildir: 3 Farklı Yorgunluk Tipi
Yorgunluk bazen gerçek bir dinlenme ihtiyacıdır. Bazen yanlış çalışma biçiminin faturasıdır. Bazen de psikolojik bir “tükenme” alarmıdır. Teşhisi koymadan tedavi olmaz. Gelin türlerine bakalım:
A) Akademik Yorgunluk mu, “Bilgi Hamallığı” mı?
Bazı öğrenciler çok çalıştığı için değil, verimsiz yüklendiği için yorulur. Sürekli soru çözmek, sürekli test… Ama akıllı analiz yoksa bu, bir noktadan sonra “gelişim” değil, hamallık olur.
Şu cümleyi duvara asmalık yapalım: “Bu ülkede bu sınav sadece çok soru çözerek kazanılsaydı, ülkenin yarısı birinci olurdu.”
B) “Çalışma Körlüğü”: İyi Öğrenciyi Bile Bitiren Sinsi Tuzak
Özellikle 450+ puan bandındaki öğrencilerde sıkça görülen bir tuzaktır. Öğrenci kendini iyi hissetmek için bildiği konulara ve çözebildiği kaynaklara döner. Zayıf alanlarına gitmez, çünkü orada “başarısız hissetme” riski vardır.
Sonuç bellidir: İlerleme durur, deneme netleri aynı yerde takılır, öğrenci yorulur. Yani yorgunluk bazen “çok çalıştım” demek değil; yanlış yere çalıştım demektir.
C) Puan Artışını Görememe Yorgunluğu: En Ağır Enerji Kaybı
Bazen öğrenci soru çözdüğü için değil, şunu yaşadığı için yorulur: “Bunca emek… ama puan hâlâ sıçramıyor.” Bu his zihni kemirir: “Ne yapsam olmuyor.”
Bu noktada yorgunluk, fiziksel değil; umut erozyonudur. Ve bu, yönetilmezse öğrenciyi bırakmaya götürür.
4. En Sinsi Enerji Hırsızı: Masum Görünen Soruların Kurduğu Tuzak
Yorgunluğu sadece “uykusuzluk” sanmak eksik kalır. Denemelerde bazen en büyük enerji kaybı zor sorulardan değil; en kolay sorularda yaşanan stratejik hatadan gelir.
Zincir genellikle şöyle işler:
- Öğrenci sınava %100 dikkatle başlar. İlk soru kolaydır. “Bu kadar kolay olamaz” diye şüpheye düşer.
- Soruyu tekrar tekrar kontrol eder. Zaman gider, ama daha kötüsü odak sarsılır.
- İkinci soruda dikkat %90… Üçüncüde %80…
- Daha ilk sayfa bitmeden dikkat %60’a iner.
- Asıl odak isteyen 5. soruda hata gelir.
Sonra teşhis koyarlar: “Dikkat eksikliği.” Hayır. Bu, ilk kolay soruda başlayan stratejik enerji kaybıdır. Bu yüzden yorgunluk yönetimi sadece “dinlenme” değil; sınav içi enerji ekonomisidir.
5. Peki Öğrenci “Yorgunum” Dediğinde Ne Yapacağız?
Burada yapılan iki büyük hata var:
- “Abartma, herkes çalışıyor.” demek.
- “Tamam tamam, haklısın… bırak biraz.” deyip motoru tamamen kapatmak.
Doğru yaklaşım şudur: Yorgunluğu veri kabul edip stratejiye çevirmek.
Adım 1: Kabul Et
Öğrenci önce şunu hissetmeli: Bu yorgunluk “şımarıklık” değil, emeğin doğal sonucudur. Kullanılabilecek cümle: “Çok haklısın. Yorulmak çok insani. Uzun zamandır bir maratonun içindesin ve yorulmaman zaten imkânsız.” Bu cümle sihirlidir çünkü öğrenciyi “savunmadan” çıkarır. Savunmadan çıkan çocuk iş birliğine yaklaşır.
Adım 2: Gerçeği Söyle
Kırmadan ama net olun: “Bu sınav sadece bilgiyi ölçmüyor. Yarı yarıya psikoloji. Şu an sistem yorgunluğu yönetebilenleri seçiyor.” Bu, öğrenciye “yalnız değilsin” derken aynı anda “direksiyonu bırakma” mesajı verir.
Adım 3: “Akıllı Yorulmak”
Tamamen durmak yok, bataryayı korumak var. “Bıkma hakkı yok” demek acımasız gibi gelir ama gerçek şu: Tamamen durmak, çoğu öğrenciyi hedeften uzaklaştırır. Çözüm: Mikro mola + Yarım gün mola + Planlı kafa tatili.
- Haftada 1–2 kez yarım gün: Ders dışı bir şey (arkadaş, oyun, yürüyüş).
- Ayda bir kafa tatili: Okuldan kaçırmak bile bazen stratejidir. Dünya yıkılmaz. Bu mola, sadece dinlenme değil; ebeveyn–çocuk ittifakını güçlendiren hamledir.
Adım 4: Yorgunluk Türünü Yakala
Öğrenciye şu ayrımları yapmayı öğretin:
- “Ben bugün zihinsel yorgunum.”
- “Ben bugün umutsuzluk yorgunuyum.”
- “Ben bugün verimsizlik yorgunuyum.”
Teşhis netleşince çözüm basitleşir:
- Verimsizlik → Çalışma planı ve analiz düzeltme.
- Umutsuzluk → Küçük hedefler + görünür ilerleme.
- Zihinsel yorgunluk → Planlı mola + uyku/ritim.
6. Veliye En Kritik Not: Ponpon Kız Değil, Teknik Direktör Olun
Bu süreçte velinin görevi çocuğu her duygudan “korumak” değildir. Bazen kötü deneme sonrası üzüntü, gelişimin yakıtıdır. Çocuk üzülüyorsa, bu “bozuldu” demek değil; önemsiyor demektir.
“Boş ver, önemli değil” demek bazen çocuğun duygusunu iptal eder. “Evet üzüleceksin, bu rahatsızlık bizi büyütür” demek ise onu yönetmeye taşır.
Teknik direktör yaklaşımı şuna benzer:
“Üzüldün, tamam. Şimdi film bitmedi. Maçı analiz ediyoruz: Nerede zaman gitti? Nerede kolay soru seni oyaladı? Nerede çalışma körlüğüne düştün? Bu hafta planı buna göre güncelliyoruz.”
Bu cümle “şefkat + disiplin” kombinasyonudur. LGS’de altın değerindedir.
Yorgunluk Yolun Sonu Değil, Yön Levhasıdır
LGS yolculuğunda yorgunluk kaçınılmaz. Önemli olan yorgunluğu “bitti” diye okumak değil; “ayar çek” diye okumaktır.
Çok çalışmak her zaman başarıyı garanti etmeyebilir. Ama şunu garanti eder: Kendinden vazgeçmediğin bir hikâye.
Sınav günü (adı ister 15 Haziran olsun ister başka bir gün) yatağa başını koyduğunda şunu diyebilmek paha biçilemezdir: “Ben elimden geleni yaptım. Yoruldum ama bırakmadım.”
Bu cümle bazen puandan da değerli bir şey verir: Özgüvenin omurgası. Ve ilginçtir: Omurgası sağlam olan öğrenci, sınavda daha az dağılır; daha az dağılınca zaten puan da yükselir.
Yorgunluğu düşman yapmayın. Veri yapın. Veriyi doğru okuyanlar, maratonu daha sağlam bitirir.
