Çalışıyor Gibi Görünmek: LGS Sürecinde “Masabaşı Mesaisi” ve Eforu Başarıya Dönüştürme Rehberi

Çalışıyor Gibi Görünmek: LGS Sürecinde “Masabaşı Mesaisi” ve Eforu Başarıya Dönüştürme Rehberi

27.12.2025
İbrahim Özcan

Deneme sonuçları açıklandığında evdeki tablo çoğu zaman tanıdıktır: Çocuk saatlerdir masasının başındadır, defterler açıktır, kitaplar özenle dizilmiştir… Size dönüp “Çalıştım” der. Siz de bir ebeveyn olarak buna inanmak istersiniz. Ancak sonuçlar geldiğinde puan artmamış, hatta bazen daha da düşmüştür.

Bu noktada aileler genellikle iki uçtan birine savrulur: Ya “Çocuğum tembel” etiketi yapıştırılır ya da “Sınav çok zordu, yayın kötüydü” denilerek suç dışarı atılır. Oysa çoğu zaman sorun ne tembellik ne de zeka eksikliğidir. Sorun, adı pek konulmayan ama LGS sürecinin en sinsi düşmanı olan durumdur: Çalışıyor gibi görünmek.

Bu yazıda, sıkça duyduğumuz “oyalanma tuzağı” kavramını “Masabaşı Mesaisi” ni ele alacağız. Öğrencinin fiziken masada olup zihnen derste olmaması durumunu çözmeden, LGS maratonunda gerçek bir ilerleme kaydetmek imkansızdır. Çünkü LGS’de kayıp çoğu zaman “bilmemekten” değil, yanlış çalışma biçiminden gelir.

1. “Masabaşı Mesaisi” Nasıl Anlaşılır?

Kırmızı Alarm: Çaba – Sonuç Tutarsızlığı

En net belirti şudur: Görünen emek artar ama sonuç sabit kalır. Bu durum çocuğun az çalıştığı anlamına gelmez; çoğu zaman “yanlış çalıştığı” anlamına gelir. Masabaşı mesaisine düşen öğrencilerde genellikle şu üç tehlikeli tablo görülür:

  • Zihinsel Pasiflik (Zaman Öldürme): Çocuk odasında saatler geçirir ama o saatler “aktif öğrenme” değildir. Sayfalar çevrilir, altları çizilir, konu okunur ve “çalıştım” denir. Oysa gerçek çalışma, beynin terlediği yerdir. Okumak çalışmak değildir; anlamlandırmak çalışmaktır.
  • Kolay Sorularla Kendini Kandırma (Sahte Başarı): Öğrenci, zorlanmamak ve moralini bozmamak için sürekli “gözüyle çözebildiği” sorulara kaçar. Bu hız ona geçici bir özgüven verir. Ancak sınavın nitelikli çeldiricileri karşısında bu yapay özgüven çöker. Unutmayın; gelişim kolayda değil, zorda olur.
  • “Çalışma Körlüğü” (Konfor Labirenti): Öğrenci kendine bildiğini kanıtlamak için sürekli aynı seviyede dönüp durur. Zorlandığı konu ve soru tiplerini erteler, “Ben aslında bunu biliyorum” diyerek kendini ikna eder. Deneme kötü gelince de suç hazırdır: “Yayın zordu”, “O soruyu zaten kimse yapamıyor.”

Acı Bir Gerçek: Nicelik, nitelik değildir. Bir günde yüzlerce soru çözdürmek, çoğu zaman gelişim değil “soru skoruna oynama”dır. LGS, çok soru çözenin değil; yanlışını doğru analiz edenin kazandığı bir sınavdır.

2. Bu Tuzağın Psikolojisi: “Orta İyi Olma” Konfor Alanı

Oyalanma tuzağı sadece bir plansızlık değil, derin bir psikoloji meselesidir. Özellikle puanları 420–450 bandında dalgalanan “orta iyi” öğrencilerde şu dinamik çok sık yaşanır:

Öğrenci aileye umut verecek kadar iyidir; fakat zirveye oynamanın getireceği o ağır sorumluluktan kaçacak kadar da “güvende” kalmayı tercih eder. Dışarıdan masum görünen bu durum oldukça tehlikelidir:

  1. Aile, “Biraz daha sıksa olacak” diye düşünür.
  2. Öğrenci, konfor alanından çıkıp “tam sorumluluğa” geçmez.
  3. Süreç uzadıkça çalışma disiplini bozulur.
  4. Sonuçta denemeler bir iyi, bir kötü gelmeye başlar.

Öğrenci “gelişmek için rahatsız olmayı” erteledikçe, oyalanma tuzağı büyür.

3. Sınavın İlk Sayfası “Hediye” Değildir

Dikkati Çalan “Yan Kesici Sorular”

LGS sadece akademik bilgiyi ölçmez; aynı zamanda alışkanlıkları, dikkat yönetimini ve zihinsel dayanıklılığı da ölçer. Kitapçığın başındaki aşırı kolay sorular genellikle “moral verme” amaçlı değildir. Tam tersine, birçok öğrencide şu zincirleme kazayı tetikler:

  • Şüphe: “Bu soru bu kadar kolay olamaz, kesin bir bit yeniği var” diye düşünmeye başlar.
  • Zaman Kaybı: Soruyu tekrar tekrar kontrol ederken kıymetli dakikalar gider.
  • Odak Dağılması: Dikkat yavaş yavaş düşer.
  • Enerji Kaybı: Asıl seçici soruya gelindiğinde zihinsel enerji azalmış olur.

Eve gelindiğinde bu durum yanlışlıkla “dikkat eksikliği” sanılır. Oysa bu, stratejik bir dikkat kaybıdır. Evde her şeyi “hızlı geçmeye” alışan zihin, sınavın bu tuzak düzenine karşı savunmasız kalır.

4. Çözüm: Saati Artırmak Değil, Tarzı Değiştirmek

Oyalanma tuzağından çıkışın formülü basittir: Çalışmayı, sınav performansı üreten bir antrenmana çevirmek. Bunun için öğrenciye “daha çok masada otur” demek yetmez; “nasıl oturacağını” yeniden tasarlamak gerekir.

A) Evde Çalışmanın Amacını Yeniden Tanımlayın

Evde çalışma bir “hız yarışı” değil, minimal hatayla doğru yapma disiplini olmalıdır. İşlem basamaklarını atlama alışkanlığı evde kırılır. Şıkları kontrol etme refleksi evde kazanılır. “Kısa yol” ancak bu disiplin oturursa sınavda işe yarar.

B) “Ahmetçe”yi “Kendince”ye Çevirin

Konu okuması tek başına çalışma değildir. Okuma bittiğinde şu test yapılmalıdır:

  • Öğrenci, konuyu kitaba bakmadan kendi cümleleriyle 5–6 cümlede özetleyebiliyor mu?
  • Özetleyemiyorsa: Zihin derste değildir, sadece gözler sayfadadır.
  • Özetleyebiliyorsa: Gerçek öğrenme gerçekleşmiştir. Bu yöntem, masabaşı mesaisini anında ifşa eder.

C) Kolay Soruyu Azaltın, “Zorlandığını” Büyütün

Gelişimi getiren şey çözdüğünüz 100 kolay soru değil; zorlandığınız o 5 soruyu didik didik etmektir. Zor sorudan kaçmak yerine onu çalışmanın merkezi yapın:

  • Neden zorlandım?
  • Hangi bilgi eksiğim var?
  • Beni hangi çeldirici kandırdı?

D) Yanlış Analizi: Bir Yanlış, Bazen 10 Doğru Eder

En kritik hata şudur: Çocuk cevaba bakar, “Heh tamam, anladım” der ve geçer. Bu öğrenme değildir. Etkili Yöntem:

  1. Cevap anahtarını çocuk değil, veli kontrol eder. (Güven kontrole mani değildir.)
  2. Çocuktan soruyu ilk kez görüyormuş gibi baştan çözmesi istenir.
  3. Doğru çözerse; “İlk seferde neyi kaçırdın?” sorusu sorulur.
  4. Yine yanlışsa; öğretmenine sorar ve gelip size anlatır. Anlatmak, öğrenmeyi kalıcı yapar.

E) Duygulara İzin Verin: Üzüntü Yakıttır

Velinin görevi sürekli “neşeli motivasyon” pompalamak değildir. Kötü sonuç geldiğinde çocuğun üzülmesi normaldir ve gereklidir. Rahatsızlık hissetmeyen öğrenci değişmek için enerji bulamaz. Çocuğun “Ben yapamıyorum” dediği noktada amaç onu susturmak değil; “Demek ki yöntem değişecek. Biz de bunu birlikte değiştireceğiz” noktasına getirmektir.

5. Mini Uygulama Planı: 7 Günde Oyalanmayı Kıran Sistem

Bu sistem baskı değil, “kontrol” içerir. Amaç çalışmayı görünür ve ölçülebilir kılmaktır.

Her Gün (Toplam 45–60 Dakikalık Blok):

  • 10 dk: Konuyu okuyup kendi cümleleriyle 5 cümle özet (Kendince anlatım).
  • 25 dk: Orta ve zor karışık soru seti (Az soru, yüksek odak).
  • 10 dk: Yanlış–Doğru fark analizi (Neden–Sonuç konuşması).
  • 5 dk: “Bugün ne öğrendim?” mini notu.

Haftada 2 Gün:

  • Deneme veya bölüm denemesi.
  • Sonrasında “Yanlışların Hikâyesi”: Her yanlış için neden yazılır (Bilgi mi, dikkat mi, işlem mi, süre mi?)

Bu planın güzelliği şudur: Öğrenci gerçekten çalışıyorsa zaten parlayacak; oyalanıyorsa da gizlenemeyecektir.

LGS Bir Alışkanlık Sınavıdır

“Oyalanma tuzağı”ndan kurtulmak, çocuğu masaya zincirlemekle olmaz. Çocuğun masada geçirdiği zamanı zihinsel bir antrenmana çevirmekle olur. Kolaya kaçmayı bırakıp zorla yüzleşmek, pasif okumayı aktif anlatıma dönüştürmek, yanlışları “geçmek” yerine “çözümlemek”… İşte eforu sonuca dönüştüren mekanizma budur.

LGS günü sadece bir final değildir; süreç boyunca küçük eleme kapıları vardır. Bu kapılardan geçmenin anahtarı “çok çalışmak” değil, doğru çalışmayı öğrenmektir. Hedefimiz net: Masabaşı mesaisini bitirip, gerçek öğrenmeyi başlatmak.