LGS Maratonunda Çocuğunuza Soracağınız En Güçlü Soru: “Nasıl Hissediyorsun?”
LGS hazırlık yılı, çoğu evde duvara asılı bir “puan grafiği” gibi yaşanır: Bir hafta yükseliş, diğer hafta sert bir düşüş… Denemelerde 460 puandan 410’a inmek bile bu süreçte şaşırtıcı değildir; +/- 30 puanlık dalgalanmalar çoğu öğrenci için gayet normal bir bandın parçasıdır.
Buradaki asıl sorun şudur: Biz yetişkinler gözlerimizi bu grafiğe dikmiş bakarken, çocuğun içinde olup biten o sessiz fırtınayı ıskalayabiliyoruz.
Oysa bu maratonu kazandıran şey sadece daha çok soru çözmek değil; çocuğun duygusunu yönetebilmesi, yorulduğunda kendini toparlayabilmesi, hayal kırıklığını “her şey bitti” zannetmeden “analiz edilecek bir veri”ye çevirebilmesidir.
İşte tam da bu yüzden, sınavdan sonra çocuğunuza soracağınız en önemli soru “Nasıl geçti?” değil; “Nasılsın? Nasıl hissediyorsun?” sorusudur.
Bu soru, basit bir hatır sorma değildir. Çocuğa çok kritik bir mesaj verir:
“Sen bir sınav makinesi değilsin. Sonuçtan bağımsız olarak, önce senin iyi olman önemli.”
Gelin, bu sürecin psikolojik dinamiklerini ve ebeveyn olarak atabileceğiniz en doğru adımları 7 maddede inceleyelim.
1. “Kaç Soru Çözdün?” Sorunu Teşhis Etmez, Sadece Alarm Çalar
“Daha çok çalış, daha çok soru çöz” cümlesi ebeveynler için iyi niyetli bir teşvik gibi görünür ama çoğu zaman yanlış yere basar. Çünkü soru sayısı tek başına kaliteyi göstermez. Hatta bazen tam tersini gösterir: Çocuk bir şeyi anlamadığı halde “hamallık” yapıyordur; yük taşıyor ama bina inşa etmiyordur.
Bir benzetme yapmak gerekirse: “Kaç soru çözdün?” sorusu, acil serviste herkese yapılan standart kan tahlili gibidir… Bir şeylerin ters gittiğini hissettirir, ama nedenini söylemez. Gerçek teşhis için doğru sorular gerekir.
Daha işe yarar yaklaşım şudur:
- “Bugün çalışırken en çok nerede takıldın?”
- “Takıldığın yerde ne hissettin: Sıkışma mı, korku mu, öfke mi?”
- “Sence sorun bilgi mi, hız mı, dikkat mi, yoksa yöntem mi?”
Bu sorular çocuğu sorguya çekmez; sohbete açar. Ve sohbet, sorumluluğu büyütür.
2. “Çok Yorgunum” Cümlesini Yüzeyden Okumayın: Asıl Soru “Nerede Yorgunsun?”
LGS senesinde evlerde en sık duyulan cümlelerden biri şudur: “Her gün çok yorgunum.”
Bu cümleye verilecek otomatik cevap “Dinlen o zaman” olursa, çocuğun yaşadığı şeyi kaçırırız. Çünkü bu yorgunluk bazen bedenden değil, zihinden; bazen konudan değil, duygudan; bazen çalışmaktan değil, ilerleme görememekten gelir.
Bu yüzden altın takip sorusu şudur:
“Nerede yorgunsun?”
Bu sorunun açtığı kapılar çok değerlidir:
- Bilgi hamallığı mı? (Çok çalışıyor ama strateji yok; anlamadan yük taşıyor.)
- İlerleme görememe yorgunluğu mu? (Emek var ama denemede puan artmıyor; bu durum duygusal tükenme üretir.)
- Yanlış hedefe odaklanma mı? (Çözüme götüren “teşhis soruları” yerine, çaresizlik hissettiren “duvar sorular” ile boğuşuyor.)
Bu noktada çocuğa kazandırmak istediğimiz iç beceri şudur: “Ne hissediyorum? Neye ihtiyacım var?” Bu iki soru, çocuğun kendi iç dünyasını yönetmeye başlaması demektir. LGS’nin görünmeyen tarafı tam da burasıdır.
3. Ebeveyn Rolü: “Ponpon Kız” Değil, Sakin Bir Doktor ve Teknik Direktör Olun
Çocuk kötü bir denemeden çıktığında ebeveynlerde iki uç yaklaşım çok yaygındır:
- Ponpon kız modu: “Boş ver, bir dahaki sefere yaparsın!” (Duyguyu yok sayar.)
- Baskı modu: “Daha çok çalışacaksın! Kaç soru çözdün?” (Duyguyu ezer.)
İkisi de çoğu zaman işe yaramaz. Daha doğru rol: Sakin Doktor + Stratejik Teknik Direktör.
Doktor panik yapmaz, “ah vah” demez; teşhis koyar. Teknik direktör de “maçı analiz edelim” der. Mesela çocuğun puanı artmıyorsa “Boş ver” demek, çocuğun yaşadığı hayal kırıklığını çöpe atmaktır. Bunun yerine şu cümle çok daha güçlüdür:
“Puanın artmıyor olması seni yordu, anlıyorum. Gel bu maçı birlikte izleyelim: Nerede gol yedik, nerede fırsat kaçtı?”
Bu cümle iki şeyi aynı anda yapar: Hem duyguyu kabul eder (Çocuk anlaşıldığını hisseder) hem de çözüme yürür (Çocuk yeniden kontrol hissi kazanır).
4. Üzülmeye İzin Verin: Duygular Korununca Çocuk “Baskıda Pelt Olur”
Bir çocuk kötü sonuçtan sonra üzülüyorsa, bu “yanlış” değildir. Hatta çoğu zaman gereklidir. Çünkü rahatsızlık duymayan zihin gelişmeye zorlanmaz. Sürekli olumsuz duygulardan korunan, her düşüşte hemen “yumuşatılan” çocuk, gerçek sınav anındaki baskıda dağılabilir.
Buradaki ince çizgi şudur:
- Üzülmesine izin verin.
- Üzüntünün içinde boğulmasına izin vermeyin.
Yani duyguyu yaşasın ama orada kamp kurmasın. Siz de o duygunun içine atlayıp onunla birlikte kaygıyı büyütmeyin. Çocuğunuzun yanında “sakin liman” olmak, bu maratonun en kritik ebeveyn becerilerinden biridir.
5. “Hata Yapma Hakkı” Kutsaldır: Elinden Alırsanız Numara Başlar
Sınav sürecinde çocukların en çok ihtiyaç duyduğu güven duygusu şudur: “Yanlış yapabilirim. Anlamadığımı söyleyebilirim. Bu beni değersiz yapmaz.”
Eğer çocuk “hata” yüzünden eleştiriliyor ya da utandırılıyorsa, bir süre sonra savunma geliştirir:
- “Anladım” der ama anlamamıştır.
- “Biliyorum” der ama bilmiyordur.
Görünüşü kurtarır ama öğrenmeyi kaybeder. Bu sahte özgüven, ilk ciddi zorlukta kırılır. O yüzden evde en değerli cümlelerden biri şudur:
“Anlamaman normal. Bunu söylemen güzel. Şimdi doğru yolu bulabiliriz.”
Bu cümle, çocuğun zihnini rahatlatır. Unutmayın; rahatlayan zihin öğrenir.
6. Sorgu Değil Sohbet: Çocuğu Konuşturan Örnek Sorular
“Bugün okulda ne yaptın?” sorusu çoğu çocukta duvar yaratır. Çünkü çok geniştir ve “hesap soruyor” gibi algılanır. Onun yerine daha küçük, daha insani, daha net sorular işe yarar:
- “Bugün seni en çok zorlayan an hangisiydi?”
- “Denemede canını sıkan soru türü neydi?”
- “Bir şey olsa da bugün daha kolay geçseydi, o şey ne olurdu?”
- “Şu an en çok neye ihtiyacın var: Dinlenmeye mi, plan yapmaya mı, anlatılmaya mı?”
- “Bugün kendinle ilgili fark ettiğin bir şey var mı?”
Bunlar çocuğa şunu hissettirir: “Ben tek başıma değilim. Bir ekibim var.” Ve ilginç biçimde, bu yaklaşım “hadi hadi” demeden sorumluluğu artırır. Çünkü çocuk karşısında sadece sonuç isteyen bir otorite değil, onu anlayan bir “akıl yetişkin” görür.
7. Dayanıklılık İçin Pratik Hamleler: Küçük Dokunuş, Büyük Fark
Bu maraton “sürekli gaz” ile bitmez. Akıllı molalar, doğru iletişim ve gerçekçi beklentiyle biter.
- Kafa Tatili Planlayın: Ayda bir, daha az kritik bir günde yarım gün “ders dışı” nefes alın. Basit bir yürüyüş, birlikte kahvaltı… Ama kural net: O yarım gün deneme konuşulmuyor. Zihin, kas gibidir; toparlanmadan güçlenmez.
- Gerçekliği Kabul Edin: Çocuk “Matematiği yapamıyorum” diyorsa, otomatik “Yaparsın, zekisin!” demek işe yaramaz. Önce kabul edin: “Şu an yapamıyor gibi hissediyorsun. Nerede kopuyor, birlikte bulalım.” Anlaşılan çocuk çözüm arayışına girer.
- “Çok Çalışırsan Kesin Kazanırsın” Masalını Bırakın: Hayatta emek her zaman anında istediğimiz sonucu vermez. Ama emek boşa da gitmez. Çocuğa asıl kazandırmak istediğimiz cümle şudur: “Çalıştım. Kendimden vazgeçmedim.” Bu, sınavdan bağımsız bir özgüvendir ve ömür boyu taşınır.
LGS Bir Bilgi Yarışı Değil, Dayanıklılık Elemesidir
LGS; net, puan ve sıralama üzerinden konuşulan bir süreç gibi görünür. Ama aslında çocukları bir yandan da şuradan eler: Yorgunluk, hayal kırıklığı, baskı, kendini değersiz hissetme, hata korkusu…
Bu yüzden evde kuracağınız en stratejik cümle, bazen en basit olandır: “Nasılsın? Nasıl hissediyorsun?”
Bu soruyla çocuğunuz “sonuç”tan önce “insan” olduğunu hisseder. İnsan gibi hisseden çocuk da öğrenmeye, direnmeye ve ilerlemeye daha açık olur. Gerçek başarı, puan tablosunun dışındaki bu sağlam zeminde yükselir.
