LGS Matematiğinde Netleri Artıran Kritik Alışkanlık: “Verilenler ve İstenenler” Stratejisi

LGS Matematiğinde Netleri Artıran Kritik Alışkanlık: “Verilenler ve İstenenler” Stratejisi

09.01.2026
İbrahim Özcan

“Konuyu biliyor… evde çözüyor… ama denemede saçma bir yerden gidiyor.”

LGS hazırlık sürecinde bu cümle, hem öğrencinin hem de velinin enerjisini tüketen klasik bir düğümdür. Genellikle bu durumun üzerine hemen hızlı bir etiket yapıştırılır: “Dikkat eksikliği.”

Bazen doğru olabilir; ama çoğu vakada bu, sebep değil sonuçtur.

Çünkü LGS matematiği, yalnızca bilgiyi ölçmez. Baskı altında doğru karar vermeyi, zamanı yönetmeyi, soru kökündeki kritik ifadeyi yakalamayı ve en önemlisi çeldiricilere karşı bağışıklığı ölçer. Yani sınav, “bilen öğrenciyi” özellikle yanıltmaya çalışan küçük tuzaklarla doludur. Bu yüzden başarıyı belirleyen şey çoğu zaman “daha çok soru çözmek” değil; her soruyu daha doğru okumak ve daha doğru teşhis etmektir.

Tam bu noktada, eski defterlerden tanıdık gelen ama bugün gereğinden az ciddiye alınan bir yaklaşım devreye giriyor: “Verilenler – İstenenler” (Eğitimci Eda Dilhan Aydın’ın da özellikle yeni nesil sorularda zorlanan öğrenciler için temel strateji olarak öne çıkardığı yöntem).

Bu yazıda hem öğrenciler hem veliler için, bu yaklaşımı bir “yazı yazma ödevi” olmaktan çıkarıp, sınav anında hayat kurtaran bir reflekse dönüştüreceğiz.

1. “Çok Soru Çözersem Olur” Yanılgısı: Nicelik Değil Nitelik

Bir milyondan fazla öğrencinin yarıştığı bir sınavda fark, çoğu zaman “kaç soru çözdüğünle” değil, çözdüğün sorudan ne kadar ders çıkardığınla oluşur.

Sadece soru çözmek, bazen şu hatayı büyütür: Öğrenci, çözümü “hızla sonuca gitmek” zanneder. Oysa LGS’nin kurduğu oyun şudur: Seni sonuca hızlı götüren yolu, tam da yanlış şıkla süsler.

Bu yüzden hedefiniz şu olmalı:

  • Hız değil, tutarlılık.
  • Kestirme değil, doğru teşhis.
  • Ezber değil, okuma disiplini.

2. Asıl Fren Nerede? İki Psikolojik Engel

Bazı öğrenciler (özellikle 450+ puan bandında sıkışanlar) daha iyi yöntemlere geçmekte zorlanır. Çünkü ortada sadece matematik yok; psikoloji var.

A) Çalışma Körlüğü: Konfor Alanında Kaybolmak

“Çalışma körlüğü”, öğrencinin farkında olmadan kendini geliştirecek zorluklardan kaçıp, hep “yapabildiğini” yaptığı bir döngüye girmesidir.

  • Zorlayıcı yayın görünce “Bu yayın saçma zor” deyip kaçmak.
  • Evde iyi yaparken Türkiye geneli denemede belirgin düşüş yaşamak.
  • “Ben aslında biliyorum” deyip hatanın kök nedenini incelememek.

Sonuç? Öğrenci, farklı soru tipleriyle yüzleşmediği için çeldiriciyi fark etme kası zayıflar. Denemede “Neden böyle oldu?” dediği şeyin adı çoğu zaman bu kasın eksikliğidir.

B) “Orta İyi Olma” Konforu: Sorumluluktan Kaçış

450–470 bandında sık görülen bir durumdur: Öğrenci bilinçdışı olarak “bir üst basamağın sorumluluğundan” kaçabilir. Çünkü bir üst seviye (480+); daha düzenli çalışma, daha net hedef ve daha yüksek rekabet baskısı demektir. “Orta iyi” kalmak güvenli görünür: Ne çok kötü olup eleştirilirsiniz, ne de zirvenin ağır yükünü taşırsınız. Aileye de “Biraz daha sıksam olur” umudu verilir ve bu süreç uzar gider.

İşte bu iki psikolojik freni kırmanın en pratik yolu şudur: Her soruya duyguyla değil, mekanik bir teşhisle yaklaşmak. Bu da bizi “Verilenler – İstenenler” disiplinine getirir.

3. “Verilenler – İstenenler” Nedir? (Ve Neden İşe Yarar?)

Bu yöntem, soruya dalmadan önce zihinde iki kilidi kapatmaktır:

  1. Bana ne verilmiş? (Veriler, sayılar, kısıtlar, koşullar, şekil bilgisi, tablo, grafik, “en az/en çok”, “tam sayı” gibi şartlar.)
  2. Benden ne isteniyor? (Sonuç, birim, “değildir / olamaz” gibi olumsuz kök, hangi adımın sonucu, hangi değişkenin değeri?)

Bu iki soru, sorunun “hikâyesini” matematiğin özünden ayırır. Yeni nesil soruların en büyük numarası da zaten şudur: Süslemeyi büyütür, özü saklar.

Bu alışkanlık yerleştiğinde üç şey olur:

  • “Dikkat hatası” diye adlandırdığınız hatalar azalır (çünkü hata, çoğu zaman isteği netleştirmeden çözüme dalmaktan kaynaklanır).
  • Çeldiriciler daha görünür olur (şıklar “cazibe merkezi” olmaktan çıkar).
  • Bildiğiniz konu puana dönüşür (bilmek başka, puanlamak başkadır).

4. Yöntemi Reflekse Çeviren Mini Ritüel: Soruya Başlama Protokolü

Sınavda panik anında bile çalışacak şey, “uzun yöntemler” değil; kısa ama sabit bir protokoldür. Aşağıdaki dört davranışı alışkanlık haline getirin:

  1. Altını Çiz / İşaretle: Verilenleri ve isteneni gözle ayır. Özellikle “değildir, olamaz, yanlıştır” gibi olumsuz kökleri mutlaka daire içine al.
  2. Soruyla Konuş: İçinden bir cümle kur: “Benden tam olarak ne istiyor?” Bunu basit bulsan bile yap. Çünkü basit sorular da tuzak kurar.
  3. İşlemi Yazarak Yap: Zihinden işlem, dikkatin kaydığı anda “kopar”. Kâğıt kullanmak, işlem devamlılığını korur.
  4. Kenar Notu (Eski Usul): Gerekirse kenara 2–3 kelime not al: “Verilen: … / İstenen: …” Bu, hikâyeyi filtreler ve beyni odaklar.

Bu yaklaşım zaman kaybettirmez; tam tersine, yanlış yola girip zaman kaybetmenizi engeller.

5. Klasik Tuzak: İlk Adımın Sonucunu Şıklara Koyarlar

LGS’nin en sevdiği numaralardan biri şudur: Çok adımlı bir işlem verir, öğrenci ilk adımı yapar, bir bakar ki bulduğu sayı A şıkkında var… Ve “Tamamdır!” diye işaretler.

Burada yapılması gereken tek kritik soru şudur: “Soru benden sırayla adımların tamamını mı istiyor, yoksa ilk gördüğüm sonucu mu?”

Eğer soru kökünde “sırayla, işlemleri tekrarlayarak, en son elde edilen” gibi bir ifade varsa durup tekrar bakmanız gerekir. Çünkü o şık çoğu zaman çeldiricidir; sabırsız öğrenciyi yakalamak için oraya konmuştur. “Verilen–İstenen” protokolü bu tuzağı otomatik söndürür.

6. Sınav Anında Gizli Tehlike: “Yan Kesici Sorular”

Bazı sorular zor olduğu için değil, kolay göründüğü halde öğrenciye şüphe bulaştırdığı için zaman çalar. Biz bunlara “Yan Kesici Sorular” diyoruz.

Özellikle sınavın başında “Bu kadar kolay olamaz” hissi gelir. Öğrenci soruyu tekrar tekrar kontrol eder, 10 saniyelik soruyu 2 dakikaya çevirir. Sonra gerçekten zor bir soruya düşük dikkat seviyesiyle girer. Sonuç: “Dikkat hatası yaptım.”

Aslında olan şudur:

  1. Başta zaman/odak çalındı.
  2. Dikkat yüzdesi düştü.
  3. Zor soru, düşük enerjiyle karşılandı.

İşte burada “Verilen–İstenen” yöntemi bir zihinsel çapa gibi çalışır. Sorunun kolaylığına veya zorluğuna takılmadan aynı mekanik başlangıcı yaparsınız. Tereddüt azalır, odak stabil kalır.

7. Ev Çalışması Nasıl Olmalı? “Net Artıran” Pratikler

Bu yöntemi gerçekten güçlendiren yer, denemeden sonraki analiz saatleridir.

  • Yanlışı analiz ederken cevap anahtarını hemen görmeyin: En yaygın sabotaj, çözüme bakıp “Haa, tamam” demektir. Cevap anahtarına bakmadan soruyu “ilk kez görüyormuş gibi” yeniden çözün.
  • İkinci denemede doğru yaptıysanız: Kendinize sorun, “İlkinde nerede koptum?” Hata okumada mı, işlemde mi?
  • Denemeyi veri gibi ele alın: Denemeler “moral” değil, haritadır. Yanlışlar eski konudan mı, yeni konudan mı? Buna göre rotanızı belirleyin.

8. Veliler İçin Altın Rol: “Koçluk Dili”

Sayın veliler, desteğiniz bazen istemeden şu hale gelebilir: “Daha dikkatli ol.” Bu cümle iyi niyetlidir ama işe yaramaz; çünkü çocuk zaten “dikkatli olmaya” çalışıyordur.

Daha etkili olan, evde şu dili kurmaktır:

  • “Bu soruda verilen neydi?”
  • “Senden istenen tam olarak neydi?”
  • “Çeldirici nerede olabilir?”
  • “Bu hatayı bir cümleyle tarif et: Neyi yanlış okudum / neyi atladım?”

Bu sorular çocuğu yargılamaz; düşündürür. Ve zamanla çocuğun iç sesi haline gelir. Hedef zaten budur: Sınavda yanında kimse yokken bile içerden doğru soruyu sorabilmesi.

LGS’de matematik başarısı, sadece çok çalışmak değil; doğru şekilde çalışmak meselesidir. “Verilenler – İstenenler” yaklaşımı bir teknikten fazlasıdır; öğrenciyi panik anında bile ayakta tutan bir zihinsel disiplindir.

Bu disiplin oturduğunda; bilgi puana dönüşür, çeldirici daha erken görünür ve netler “oynak” olmaktan çıkar. Ve en kıymetlisi: Öğrenci, sadece sınava değil hayata da çok işe yarayan bir beceri kazanır: Bir problemi çözmeden önce, problemi doğru tanımlamak.